Köşe Yazarları
Bir Şirketi Büyüten Şey Çoğu Zaman Rakamlar Değil, Söylenmeyenlerdir
Sibel Arslan | İktisatçı & Mali Analist
Yıllardır farklı sektörlerde, farklı ölçeklerde şirketlerle çalışıyorum. Hepsinin tabloları, raporları, hedefleri vardı. Ama çoğunda aynı eksik göze çarpıyordu: Kimsenin yüksek sesle dile getirmediği, ama herkesin bildiği gerçekler. Bu yazım, o sessiz alanlarda biriken tecrübelerin içinden süzülmüş bir paylaşım.
Danışmanlığa ilk başladığım yıllarda bana en sık sorulan soru şuydu:
“Bizim şirket nerede hata yapıyor?”
Zamanla fark ettim ki bu soru, neredeyse her zaman yanlış yerden soruluyor. Çünkü çoğu şirkette asıl mesele yapılan hatalar değil, yapılmayan yüzleşmelerdir.
Bir şirkete girdiğinizde ilk gün genellikle her şey yolunda görünür. Sunumlar hazırlanmıştır, tablolar günceldir, herkes işini biliyormuş gibidir. İlk toplantılar çoğu zaman “Biz aslında iyiyiz ama…” diye başlar. O ama kelimesi benim için her zaman bir alarmdır. Çünkü gerçek hikâye genellikle oradan sonra başlar.
Yıllar içinde şunu net olarak gördüm: Bir şirket büyüyemiyorsa, bunun nedeni çoğu zaman strateji eksikliği değil; cesaret eksikliğidir. Özellikle de karar alma cesareti.
Bazı şirketler rakamlarını çok iyi bilir. Ancak o rakamların ne anlattığını konuşmaz. Satış vardır ama kârlılık düşüyordur. Stok doludur ama kimse “Neden bu kadar dolu?” diye sormaz. Çalışan sayısı artar ama verim aynı kalır. Herkes bunu görür; kimse masaya koymaz.
Bir danışman olarak hiçbir zaman işe doğrudan çözüm önererek başlamadım. Önce şu soruyu sordum:
“Bu şirkette konuşulmayan ama herkesin bildiği şey ne?”
İşte o soru, gerçek danışmanlığın başladığı yerdir.
Kurumsallaşma çoğu yerde yanlış anlaşılıyor. Kurumsallaşma, daha fazla prosedür, daha fazla doküman, daha fazla rapor olarak görülüyor. Oysa sahada gördüğüm şey şu: Kurumsallaşma, kişilere bağlılığı azaltmak değil; gerçeğe bağlılığı artırmaktır.
Bir şirkette her şey tek bir kişinin kafasındaysa, o şirket güçlü değildir. Sadece alışkındır. Alışkanlık ise büyütmez; tekrar eder.
Sık karşılaştığım bir başka durum da şudur: Şirket sahipleri, şirketlerini çok iyi tanıdıklarını düşünür. Çoğu zaman da haklıdırlar. Ancak tanımak başka, mesafeli bakabilmek bambaşka bir şeydir. İçerideyken bazı şeyler görünmez olur; çünkü insan alışır. Benim rolüm çoğu zaman yeni bir şey söylemekten çok, zaten orada olanı görünür kılmak oldu.
Finansal tablolarla çalışırken bunu çok net yaşadım. Tablolar doğrudur, ama eksiktir. Çünkü rakamlar sonucu gösterir; sebebi değil. Birçok şirkette sorun bilanço kalemlerinde değil, o kalemlere gelene kadar alınan küçük ama yanlış kararlardadır. Yanlış fiyatlama, yanlış müşteri seçimi, yanlış büyüme hızı… Bunlar tabloya bir anda yansımaz; zamanla birikir.
Bir noktadan sonra şunu fark ettim: İyi danışmanlık, “Ne yapmalısınız?” demek değil; “Neden bunu yapıyorsunuz?” sorusunu sordurabilmektir.
Değişim meselesi de benzer. Şirketler değişmek ister, ama konfor alanlarını koruyarak. “Bir şeyler değişsin ama biz çok etkilenmeyelim” beklentisiyle gelirler. Oysa gerçek değişim biraz rahatsız eder. Hiç rahatsızlık yoksa, genellikle değişim de yoktur.
Çalışan tarafında da bunu sıkça gördüm. İnsanlar değişime direnmez; anlamsız değişime direnir. Ne için değiştiğini, nereye gittiğini bilmeyen ekipler doğal olarak savunmaya geçer. Bu yüzden süreç kadar hikâye de önemlidir. İnsanlar bir planı değil, bir anlamı takip eder.
Dijital taraf, web, görünürlük… Bunlar da aynı hikâyenin başka yüzleridir. Bir web sitesi yaptırmakla dijital varlık oluşmaz. Orası şirketin aynasıdır. İçeride netlik yoksa, dışarıda da olmaz. Strateji net değilse dijital dil de flu olur. Net olmayan hiçbir şey güven vermez.
En güçlü şirketler, her şeyi bilenler değil; her şeyi sorgulayabilenler oldu.
Artık bir şirkete girdiğimde şuna bakıyorum: Sorulara mı yatırım yapıyorlar, yoksa cevaplara mı?
Çünkü cevaplar geçmişi anlatır. Sorular ise geleceği kurar.
Bu yazıyı bir reçete olarak değil, bir durak olarak düşünmek isterim. Belki okuyan biri kendi şirketinde şu cümleyi kurar:
“Bizde de konuşulmayan bir şey var.”
İşte orası, büyümenin başladığı yerdir.





