Köşe Yazarları
Bir Kadın Kooperatifi Hikayesi: Fakat Güzel Başaramadık!
Nagihan Cengiz Çelebi | trbusiness.de Türkiye Temsilcisi
Bir kadın kooperatifi kuruldu. Kurulmadan önce aylar süren toplantılar yapıldı, fizibilite konuşuldu, komiteler kuruldu, dijital altyapı hazırlandı, görünürlük sağlandı. Yine de ilk yıl dolmadan “etki” üretme kapasitesi zayıfladı ve kapanış süreci başladı. Bu yazı bir isim anlatmıyor; bir modeli, bir döngüyü anlatıyor: Kooperatiflerin neden kapandığını ve neden “eğitim + iyi niyet + fizibilite” üçlüsünün tek başına yetmediğini.
Kooperatif fikri, özellikle kadın emeği söz konusu olduğunda, toplumda haklı bir karşılık buluyor. Çünkü kooperatif; tek tek taşınamayan yükleri birlikte taşımayı vaat ediyor: Pazara erişim, ortak satın alma, birlikte üretim, ortak görünürlük ve sürdürülebilir toplumsal fayda. Kâğıt üzerinde doğru; sahada ise sert. Çünkü kooperatif romantik bir dayanışma alanı değil; mevzuatı, muhasebesi, nakit akışı ve satış hedefi olan bir işletmedir.
Görünürlük Var, Finansman Nerede?
Hikâye çoğu zaman büyük bir heyecanla başlar. İyi niyetli bir ekip, “Çok sağlam kuracağız” diyerek yola çıkar. Kişisel dönüşümünü hazırlar, kamu dokümanlarını okur, bir fizibilite taslağı çıkarır. Kuruluş tamamlanır: ortaklar bulunur, aylar süren titiz çalışmalar sonunda ana sözleşme imzalanır. Ardından hızla “görünürlük” gelir. Sosyal medya açılır, web sitesi hazırlanır, yerel aktörlerle temas kurulur. Hatta dijital araçlar ve ağlara dahil olunur. Dışarıdan bakan için müthiş bir hareket vardır; içeride ise henüz en kritik sorunun cevabı net değildir: Bu yapı, ay ay kendini nasıl finanse edecek?
İlk kırılma burada başlar. Kooperatifin sabit giderleri (muhasebe, resmi bildirimler, kira, paketleme, pazar yeri komisyonları) düzenliyken; geliri çoğu zaman “düzensizdir.” Bu süreç özkaynak ile finanse edilir. İşletme, tesadüfi satışlara göre değil, düzenli nakit akışına göre ayakta kalır. Finans konuşulmadıkça, o meşhur “başlangıç enerjisi” yerini hızla yorgunluğa bırakır.
İkinci kırılma, kooperatifin şirket gibi düşünülmesidir. Kooperatif mevzuatı farklıdır; ortaklık mantığı farklıdır; sürdürülebilirlik hedefi farklıdır. Pratikte ise ortakların bir kısmı kooperatifi “hızlı gelir” beklentisiyle okur. Oysa kooperatifte sermaye birikimi, yedek akçe, işletmenin güçlenmesi gibi başlıklar, erken dönemde kâr paylaşımının önüne geçer. Kooperatifin “insan merkezli” yapısına ve ortakların işletmenin sahibi olduğu vurgusu vardır; fakat bu vurgu sahaya “işletme disiplinini” otomatik olarak taşımaz
Yanlış Yorumlanan “Eşitlik” ve Proje Tuzağı
Üçüncü büyük kırılma, “eşitlik” ilkesinin yanlış yorumlanmasıdır. Ortaklar kağıt üzerinde eşittir; ancak işin icrası slogandan fazlasını ister. Kimin satıştan, kimin finansal takipten sorumlu olduğu netleşmediğinde, yük birkaç kişinin üzerine yığılır. Kadın kooperatiflerinde duygusal emek yüksektir; kimse kimseyi kırmak istemez, eleştiri ertelenir, sorunlar halının altına süpürülür. Sonra bir gün, yapılmayan işlerin listesi “iyi niyeti” ezip geçer.
Dördüncü kırılma, kooperatifin bir “proje” gibi yönetilmesidir. Türkiye’de teşvikler genellikle faaliyet bazlı ve sürelidir; oysa kooperatif mantığı pazar bazlı olmak zorundadır. Proje bittiğinde hibe ve gelir de bitiyorsa, o yapı yaşayamaz.
Beşinci kırılma, pazar erişiminin sadece “iyi niyetle” çözüleceği varsayımıdır. Ürün iyi, hikâye güçlü olabilir; ama büyük alıcılar duyguyla değil; standart, teslimat disiplini ve fatura düzeniyle çalışır. Profesyonel bir operasyon ya da kurumsal bir alım garantisi omurgası yoksa, pazar erişimi sürdürülebilir bir model değil, bir kerelik bir başarı olarak kalır.
Güvenin Erimesi: Şeffaflık Eksikliği
Altıncı kırılma, denetim ve şeffaflık kültürünün yerleşememesidir. Aylık gelir-gider tablosu düzenli paylaşılmıyorsa, KOOPBİS (Kooperatif Bilgi Sistemi) sadece yasal bir zorunluluk olarak görülüp bir yönetişim aracı olarak kullanılmıyorsa güven aşınır. Güven aşındığında ise kooperatifin en temel sermayesi erir. Bu, dramatik bir kavga ile değil; sessiz geri çekilmeler ve “zaten yürümüyor kapatalım” fısıltılarıyla olur.
Kurumsal kimlik, sosyal medya, eğitimler ve görünürlük tamam. Ama eksik kalanlar daha belirleyici: düzenli gelir modeli, profesyonel operasyon, kriz senaryoları… Kooperatif “iyi şeyler yapmaya” odaklanırken “sürdürülebilir şekilde para kazanmaya” yeterince odaklanmadığında, o iyi şeylerin bütçesi kalmıyor.
Bazı kooperatifler kapanmıyor; kapanmaya itiliyor. Profesyonel destek olmadan sadece gönüllülüğe yaslanıyor. Bu denklemde başarısızlık kişisel değil, sistemseldir.
Fakat güzel başaramadık. Çünkü güzel olanı kurmakla, onu yaşatacak ekosistemi kurmak aynı şey değil. Eğer kamu, siyasi propaganda aracı dışına çıkartıp kadın kooperatiflerini bir sosyal politika aracı olarak görüyorsa; standartlaştırılmış yerel alım modelleri, uzun vadeli pazar eşleştirmeleri, yapıcı ve teşvik edici denetimler ile profesyonel mentorluk gibi araçları da üretmek zorundadır. Kooperatifçiliği “kuruluş sayısı” ile ölçtüğümüz sürece bu döngü devam eder. Asıl mesele, kaç kooperatifin üçüncü yılını devirdiği; ortaklarına ve nihai faydalanıcısına gerçek bir refah sağladığıdır.
Mesele artık sadece kooperatif kurmak ya da kapatmak değil; anayasal bir dayanışma ve devletçilik ilkesi olarak kooperatifçiliği kağıt üzerindeki bir modelden, yaşayan ve yaşatan gerçekçi bir ekosisteme dönüştürmektir.






