Köşe Yazarları
Türkiye ve Almanya Birbirini Tamamlayabilir mi?
Harun Yazıcı – trbusiness.de Genel Yayın Yönetmeni
Ekonomiyi yalnızca sayılar, tablolar ve büyüme oranlarıyla anlamaya çalışmak eksik bir çabadır. Ekonominin arkasında insan vardır; insanın davranışı ise kültür ve sosyolojiyle şekillenir. Bu açıdan bakınca, Türkiye ile Almanya arasındaki farklar yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik temellere dayanıyor. Fakat belki de tam bu yüzden iki ülke birbirini mükemmel şekilde tamamlayabilir.
Bizler sosyolojik olarak hızlı düşünen, pratik çözümler üreten, duygusal ve esnek bir yapıya sahibiz. Bu özelliğimiz bize, girişimcilikte ve kriz yönetiminde büyük avantaj sağlıyor. Ancak bu hızımız, bazen plansızlık ve sürdürülebilirlik sorunlarını da beraberinde getiriyor.
Almanlar ise sistematik, planlı, mantıklı ve kuralcı. Almanya’nın mühendislikteki başarısı, uzun vadeli düşünme becerisinden gelir. Ancak bu “yavaşlık” bazen değişime direnç ve inovasyon sürecinde gecikme anlamına gelebilir.Bir çok konuda hala dijitalleşememeleri gibi. Almanya’ya ilk geldiğim zamanlar sigorta şirketim AOK ile mektup arkadaşı olmuştuk. Sanırım kendine yeni arkadaşlar buldu!
İki ülke insanının sosyolojik dinamiklerini market kasasında bile fark edebilirsiniz. Türk, ödeme sırasını beklerken parasını hazır eder; Alman, sıra kendisine geldiğinde cüzdanını aramaya başlar. Bu küçükgözlemim, iki kültür arasındaki zaman algısını özetler nitelikte.
Türk ekonomisinin dinamizmi büyük ölçüde halkın duygusal tepkilerinden besleniyor. Tüketici davranışlarında “orantısız harcama” kültürü vardır; bir yandan ekonomik kriz konuşulur, diğer yandan kafeler dolup taşar. Almanya’da ise tasarruf bilinci ekonominin temel taşıdır. Almanlar harcamadan önce düşünür, Türkler düşünmeden harcar.
Ancak bu fark, aslında ciddi potansiyel barındırıyor. Türkiye’nin tüketim enerjisi ve genç nüfusu, Almanya’nın finansal disiplini ve teknolojik altyapısıyla birleşse, ortaya mükemmel bir ekonomik sinerji çıkabilir. Sizce de öyle değil mi?
Almanya, Avrupa’nın en büyük ekonomisi olmasına rağmen ekonomik gücünü siyasi güce dönüştürmekte zorlanıyor. Türkiye ise tam tersine, ekonomik zorluklara rağmen kültürel etki alanını büyütüyor. Türk dizileri, mutfağı, dili ve diasporasıyla Türkiye, “yumuşak güç” kavramını daha iyi kullanıyor.
Bu tablo, iki ülkenin birbirine ne kadar ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Almanya’nın duygusal zeka ve kültürel etki gücüne, Türkiye’nin ise sistematik düşünme ve kurumsal kapasiteye ihtiyacı var.
Berlin Havalimanı’nın yıllarca bitirilememesi, Almanya’nın aşırı planlılığının bir sembolü haline geldi. Her detay düşünülürken süreç uzadı, maliyet katlandı. İstanbul Havalimanı ise rekor sürede tamamlandı. Hızlı karar ve güçlü iradeyle.
Biri “yavaş ama kusursuz”un, diğeri “hızlı ama cesur”un temsilcisi. Belki de ideal model ülke ikisinin karışımıdır.
Türkiye ve Almanya, tarih boyunca birbirine dokunan ama tam olarak birleşmeyen iki sosyoekonomik model. Birinin pragmatizmi, diğerinin planlılığıyla birleşirse; biri duygusal zekayı, diğeri rasyonel zekayı temsil eder.
Bu iki zıt kutup bir araya geldiğinde, yalnızca ekonomik değil, insani anlamda da dengeli bir sistem doğabilir.
Belki de “mükemmel ülke”, bu iki ülkenin karakterinin ortasında bir yerde duruyor.





