Köşe Yazarları
Almanya’nın En Büyük Entegrasyon Testi: Beklemek
Harun Yazıcı – trbusiness.de Genel Yayın Yönetmeni
Almanya’nın nitelikli işgücüne ihtiyacı artık bir istatistik cümlesi olmaktan çıktı; ülkenin sosyal, ekonomik ve demografik kaderini belirleyen gerçek bir meseleye dönüştü.
Sektörler nitelikli personele aç, şirketler yetişmiş eleman bulmakta zorlanıyor, devlet reform üstüne reform açıklıyor. Kâğıt üzerinde her şey göçmeni çağırıyor gibi duruyor.
Ama işin gerçeği şu: Almanya’da en büyük entegrasyon testi, dil değil, kültür değil, diploma da değil. Beklemek.
Ben de Fırsat Kartı’yla Almanya’ya gelmiş biri olarak, bunu fazlasıyla deneyimledim. Kağıt üzerinde göçü kolaylaştıran sistem, pratikte sizi uzun bir sabır maratonuna sokuyor. Ve bu sadece birey için değil, Almanya ekonomisi için de ciddi bir kayıp yaratıyor.
”Mektuplar Ülkesi”ne Hoş Geldiniz!
Almanya’ya geldiğinizde ilk fark ettiğiniz şeylerden biri şu: Bu ülke dijital olarak bizim hayal ettiğimiz Almanya değil. Devlet hâlâ mektupla çalışıyor.
Bir yazışmanın posta kutuma düşmesi bir hafta sürüyor. Benim yanıtımın oraya ulaşması üç gün. İşlemin başlaması on gün. Bir randevu tarihi verilmesi ise birkaç hafta…
Türkiye’de aynı işlemler çoğu zaman e-Devlet’ten birkaç tıkla yapılırken, burada neredeyse her adım “postacının insiyatifi”ne bağlı.
Bu sadece benim zamanımı çalmıyor. Almanya’nın ihtiyacı olan işgücü, sistem yüzünden haftalarca, aylarca devreye giremiyor. Ülkenin “nitelikli işçi açığı” dediği kriz, bürokrasi yüzünden daha da derinleşiyor.
DİĞER YAZILARIM
Türkiye ve Almanya Birbirini Tamamlayabilir mi?
Randevu Almak, Entegrasyonun Psikolojik Eşiği
Göçmenlerin sabrını en çok zorlayan şeylerden biri de randevu meselesi.
Oturum için randevu? En erken üç ay sonrası.
Kayıt işlemleri? Sırada saatlerce bekleme.
Telefonla bilgi almak? Çoğu zaman mümkün değil.
Ben, randevuların büyük bölümünü başvurumdan en erken bir ay sonraya alabildim.
Sitem, sanki kulağınıza şu cümleyi fısıldıyor:
“Bu ülkede yaşamak istiyorsan, önce beklemeyi öğren!”
Fakat beklemeyi öğrenen sadece biz değiliz. Aynı zamanda Alman ekonomisi de bekliyor.
Bir mühendis, bir sağlık çalışanı, bir bilişim uzmanı… Hepsi, bürokratik tıkanıklıklar yüzünden haftalarca işe başlayamıyor. Bu, doğrudan verimlilik kaybı ve ekonomik zarar demek.
‘’Ev Bulamamak’’ Diğer Büyük Sorun
Benim Almanya’ya geldikten sonra konut sorunu yaşamadım. Ablam sağ olsun!
Bazı evlerde 5- 10 kişiyle aynı anda görüşmeye giren insanlar tanıdım. Ev sahibinin soruları bazen iş görüşmesi gibiymiş:
“Ne iş yapıyorsunuz?”
“Gelir belgeniz?”
“Kaç kişisiniz?”
Ev bulamadan adres yok.
Adres olmayınca banka hesabı yok.
Banka hesabı olmayınca sigorta yok.
Sigorta olmayınca iş başvurusu bile tamamlanamıyor.
Sistem böyleyken Almanya hâlâ “nitelikli işgücü gelsin” diyor. İyi de, gelen nitelikli işgücü önce bürokratik labirentte kayboluyor.
Reformlar Var, Ama Uygulama Yavaş
Fırsat Kartı, Blue Card kolaylıkları ve denklik süreçlerinin sadeleştirilmesi… Bunlar iyi adımlar.
Almanya gerçekten de göçmen profesyonellere ihtiyaç duyuyor ve bunu resmî politikalar düzeyinde kabul ediyor.
Ama günlük hayatta reformların etkisi, bürokrasi duvarına çarpıp dağılıyor.
Göçmen “hazır” geliyor ama sistem “hazır değil.”
Talep var, ama süreç işlemiyor.
İş gücü açığı var, ama iş gücü bekletiliyor.
Bu tablo, Almanya’nın sadece entegrasyon değil, ekonomik dinamizm sorunu yaşadığını da gösteriyor. Nitelikli işçinin bir ay geç başlaması, bir ay daha üretimin aksaması, bir ay daha hizmetin aksaması demek. Ölçek büyüdükçe bu bekleme, ülke ekonomisi için milyonlarca euroluk kayba dönüşüyor.
Ben kişisel deneyimimle şunu gördüm: Almanya’nın göç politikaları modernleşiyor, ama uygulama 1990’ların hızında ilerliyor.
Göçmeni çağıran bir Almanya var, gelen göçmeni bekleten başka bir Almanya daha var.
Ve bu çelişki, sadece göçmenin değil, ülkenin de aleyhine işliyor.
Beklemek, bugün Almanya’daki en büyük entegrasyon testi.
Ama aynı zamanda da Almanya’nın en büyük ekonomik sınavı.
Bakalım, Almanya’nın nitelikli iş gücünü bekletmeye ne kadar daha gücü yetecek?





