Köşe Yazarları
Yan Yana Ama Ayrı: İş Dünyasında Sorun Güven Hafızası
Nagihan Cengiz Çelebi | trbusiness.de Türkiye Temsilcisi
İş dünyasında örgütlenmenin gerekli olduğu konusunda neredeyse herkes hemfikir. Ancak iş pratiğe geldiğinde, aynı masanın etrafında toplanmak nedense hep erteleniyor. Aynı sektörde yan yana duran onlarca işletme var ama ortak refleks yok. Bunun nedeni bilinmiyor değil; sadece açık açık konuşulmuyor.
Bugün sahada gördüğümüz tablo şu: Herkes çok meşgul, herkes çok yorgun ama kimse gerçekten birlikte değil. Toplantılar yapılıyor, başlıklar atılıyor, süslü cümleler kuruluyor. Fakat konu dayanışmaya geldiğinde, görünmez bir el frene basıyor.
Çünkü insanlar birlikte hareket etmekten korkmuyor; taraf olmaktan ve dâhil oldukları yapının yarın hangi dosyada, nasıl anılacağını bilememekten kaçıyor. Bu çekingenliğin arkasında uzun bir hafıza var.
İş dünyası unutmuyor. Gücü temsil yetkisiyle karıştıran yapıları, kaynakları verimsiz ya da çıkarları doğrultusunda kullananları, koltukla özdeşleşmiş liderlik biçimlerini, kapalı devre ilişkileri ve “herkesi kapsıyoruz” söylemiyle birlikte “kimdensin?” alt metninde dar bir çevreyi büyüten örgütlenme modellerini hatırlıyor.
Bazı yapılarda örgütlenme, dayanışma üretmez; hiyerarşi üretir. Soru sormanın uyumsuzluk, itiraz etmenin nankörlük sayıldığı bir düzende kimse yan yana durmak istemez. Herkes kendi alanını korumayı, kendi riskini minimize etmeyi seçer. Bu da doğal olarak yalnızlığı büyütür.
Bir de açıkça konuşulmayan ama herkesin hissettiği başka bir gerçek var: Siyasetin gölgesi. Doğrudan dile getirilmese de karar alma süreçlerine sirayet eden bu etki, iş dünyasında güveni aşındırıyor. Örgütlenme, ortak akıl üretmenin değil; yanlış tarafta kalmamanın hesabına dönüşüyor.
Sonuçta ortaya şu çelişki çıkıyor:
Herkes örgütlenmenin şart olduğunu söylüyor ama kimse o ilk adımı atmak istemiyor. Sorun örgütlenme fikrinde değil; örgütlenmenin geçmişte nasıl deneyimlendiğinde. İnsanlar birlikte üretmekten değil, yanlış yapıların içinde sıkışmamak için suya sabuna dokunmuyor.
Oysa gerçek örgütlenme; gücün merkezileşmediği, şeffaflığın bir tercih değil zorunluluk olduğu, hesap verebilirliğin kişilere değil mekanizmalara dayandığı yapılarda mümkün.
Güven olmadan birliktelik, birliktelik olmadan da sürdürülebilirlik olmaz. İş dünyasının bugün yaşadığı yalnızlık bir kader değil: fakat bu yalnızlıkla yüzleşmeden, sadece “birlik” kelimesini tekrar ederek de aşılacak bir sorun değil.
Asıl mesele rekabet değil. Asıl mesele, yıllar içinde örülmüş ilişkilerin, suskunlukların ve görmezden gelinen alışkanlıkların cesurca sorgulanıp sorgulanamayacağında. Ve bu sorgulama başlamadan, kimse gerçekten yan yana gelmez





