Köşe Yazarları
Bir ‘Kaçış Planı’ Olarak Girişimcilik
Funda Çelebi | Siber Güvenlik Pazarlama Uzmanı
Hani o meşhur inanış var ya, büyük şirketler, büyük fikirlerle kurulur. Kimsenin aklına gelmemiş bir buluş, piyasayı altüst edecek bir aydınlanma, o meşhur “aha, işte bu!” anı…
O var ya, aslında yok. Yok öyle bir şey.
Defalarca şahit olduğum üzere çok başarılı hizmet ya da ürünlerin çoğu bir “fikirle” değil, bir “sıkıntıyla” başlıyor. Bir kurucunun parlak zekasından değil, bir profesyonelin her gün uğraşmaktan sıkıldığı sinir bozucu problemlerden doğuyor. Beyin fırtınası toplantılarında değil, gerçek iş akışlarının tam ortasında filizlenenler… Dünyayı değiştirmek için değil, önce yapan kişinin kendi hayatını kurtarmak ya da işini kolaylaştırmak için geliştirilenler. İşte bu araçlar, bazen gerçekten devleşip büyük bir hizmet ya da ürüne dönüşüyor.
Netsparker’ın Doğuşu
Netsparker’ın (şimdiki adıyla Invicti) doğuş hikâyesini ilk kez Ferruh Mavituna’nın kendisinden dinlemiştim. Kapadokya’daki bir ekip buluşmamızda akşam vakti anlatmıştı.
Ferruh o zamanlar bir şirket kurma peşinde falan değildi. İngiltere’de, bir siber güvenlik uzmanı olarak çalışıyordu. Her güvenlikçi gibi tüm günü sıkıcı ve kendini sürekli tekrarlayan manuel testlerle geçiyordu. Yapılması gereken ama kimsenin keyif almadığı o işler…
Bir noktada, her çözüm odaklı yazılımcının yapacağı şeyi yaptı ve kendi işlerini otomatize edecek bir araç geliştirdi. Satmak için değil, vizyoner bir girişimci olmak için de değil. Sadece kendi işini biraz daha çekilir kılmak için.
Hikâyesi aslında burada bitebilirdi. Kendi bilgisayarında kalan küçük bir kolaylık olarak kalabilirdi. Ama iş arkadaşları aracı görüp kullanıp beğenince ve onların çalıştığı başka firmalar bu ürün için resmi bi satın alma gerçekleştirip para ödemek isteyince işin rengi değişti. O yazılımın dünya markasına dönüşümünün temelleri o noktada atıldı.
Gizli Kahramanlar: Doğru Kabile
Bu hikâyede genelde atlanan çok kritik bir detay var: Ferruh’un o dönem çalıştığı şirketteki patronlarının tavrı. “Denemek istiyorsan arkandayız, yatırımcın olalım” dediler. Hatta en önemlisi şunu eklediler: “Başarırsan beraber kazanırız. Başaramazsan yerin burada hazır, seni kaybetmemiş oluruz ve biz her halükarda kazanmış oluruz.”
Bu cümle paradan çok daha değerli bir şey sağladı: Psikolojik güvenlik. Onların açtığı bu alan sayesinde o küçük proje gerçek müşteriilerle defalarca test edildi, büyüdü ve bugün DAST dünyasının küresel standardı haline geldi.
Aynı Senaryo, Farklı Kahraman
Yıllar sonra benzer bir örüntüyü Arjun Raj Jain’de gördüm. Arjun bir yazılım ajansı yönetiyordu ve kronik bir sorundan dertliydi. Müşteriler MVP (Minimum Uygulanabilir Ürün) için tonla para döküyor, ama sonunda kimsenin işine yaramayan ürünler ortaya çıkıyordu.
Sorun yazılımda değil, projenin başındaki belirsizlikteydi. Arjun piyasayı kurtarmaya soyunmadı; kendi işini kurtarmaya karar verdi. Projeleri daha başlamadan doğru kurgulamak, mimariyi ve kısıtları netleştirmek için bir iç araç geliştirdi.
Teknoloji dünyası “vibe coding” (rastgele kod yazımı) rüzgarına kapılmışken, o tecrübesini sisteme döküyordu. Bugün o araç pre.dev adıyla biliniyor. Yine aynı döngü: Bir girişim fikriyle değil, bir iş sancısıyla başladı.
Yanlış Soruyu Soruyoruz
Bana sık sık “İyi bir startup fikri nasıl bulunur?” ya da “Şöyle bi fikrim var, güzel mi?” diye soruyorlar. Bence sorular kökten hatalı. Çünkü en iyi çözümler, fikir arayanlardan değil, dert sahibi olanlardan çıkıyor.
Süreç genelde şöyle işliyor:
- Bir profesyonel, yıllarca aynı problemle boğuşur.
- Sonunda canına tak eder ve kendine bir çözüm üretir.
- Başkalarının da aynı dertten muzdarip olduğu fark edilir.
- Ve bir ürün/hizmet doğar.
Yani aslında en iyi startup fikirleri birer “iş fikri” olarak değil, birer “kaçış planı” olarak başlar.
Yeni Bir Hikaye Daha
Şu günlerde bu filmi üçüncü kez izliyorum sanki. Birlikte çalıştığım, şimdilik ismini vermeyeceğim oldukça mütevazı bir girişimci var. Kendi işini yürütürken işlerini kolaylaştırmak için geliştirdiği bir araç, şu an birçok firmanın işini kolaylaştıracak bir ürüne dönüştü.
Henüz yolun başında; o sessiz, içgüdülerin sisteme dönüştüğü aşamada. Ama bu süreç bana çok tanıdık geliyor. Küçük bir araç, gerçek bir problem ve ona tutunan ilk kullanıcılar.
Eğer bu döngü şaşırtmazsa, bu mütevazı araç yakında tüm dünyanın kullanımına açılacak.
Belki de sizin ‘sadece kendi işimi kolaylaştırmak için yaptım’ dediğiniz o küçük uygulama, o basit kod parçası ya da o farklı yöntem; aslında dünyanın beklediği bir sonraki büyük startup’tır.
Sizin ‘kaçış planınız’ ne alemde?






