Köşe Yazarları
2026: Rakamların Parıltısı mı, Sahadaki Gerçek mi?
Nagihan Cengiz Çelebi | trbusiness.de Türkiye Temsilcisi
Yeni yılın ilk pazar sabahı, “iyi yıllar” mesajları atıldı ve 2026’nın o meşhur ilk iş
günü gelip çattı. Masamızın üzerinde ise yine o çok sevdiğimiz, her yıl biraz
daha büyüyen ihracat rekorları duruyor. Televizyonlar, gazeteler 273,4 milyar
dolarlık o devasa rakamı manşet yaparken, ben yine o bildiğim sorunun
peşine düşüyorum.
Ben bir ekonomist değilim. Borsa endekslerini saniye saniye takip eden ya da
karmaşık grafiklerle uyanan bir analist hiç değilim. Ama yıllardır sanayi
sitelerini gezen, üretim bantlarının tozunu yutan, KOBİ’lerin çayını içip derdini
dinleyen önce bir girişimci sonra bir gazeteci olarak şunu biliyorum: O
ekrandaki parıltılı rakamlar, her zaman atölyedeki ustanın alnındaki terle aynı
dili konuşmuyor.
2025’i hepimiz bir “dayanıklılık testi” gibi geride bıraktık. Şimdi önümüzde 410
milyar dolarlık yeni bir vizyon var. Peki, bu hedefler bizim dokunduğumuz
gerçek dünyada neye karşılık geliyor?
Mikro-Çeviklik: Büyük Planlar mı, Pratik Çözümler mi?
Geçtiğimiz günlerde bir haber ilişti gözüme; hızlı kargo taşımacılığındaki
limitler artırılmış. Belki birileri için sadece teknik bir mevzuat güncellemesi bu.
Ama benim gözümde bu, tam olarak “mikro-çeviklik” demek.
Anadolu’nun bir kasabasında ürettiği el emeği işi dünyaya satmaya çalışan o
genç girişimcinin yolunun açılmasıdır bu. Kurumsal dünya buna “lojistik
avantaj” desin, ben “ürünün yolda çürümemesi” diyorum. 2026’da farkı,
sadece devasa stratejiler kuranlar değil; bu küçük ama hayat kurtaran
fırsatları anında yakalayıp işine entegre edebilen “çevik” yapılar yaratacak.
Birim Değer: Hacim mi Önemli, Kazanç mı?
Hep bir ağızdan ihracat rakamlarını konuşuyoruz. Elbette gurur verici. Ama sahada yaptığım her sohbette aynı sitemi duyuyorum: “Nagihan, çok çalışıyoruz ama günün sonunda kasada ne kalıyor?” Savunma sanayiinden gelen o milyar dolarlık başarı haberleri bize aslında çok basit bir ders veriyor: “Birim değer.” Yani hamallıkla bir yere kadar…
Eğer yaptığımız işin içine “akıl” ve “nitelik” katmıyorsak, koca koca tırları doldursak bile yerimizde saymaya devam ediyoruz.
2026, sadece çok satanın değil, sattığı ürünün değerini artırabilenin yılı olacak.
Rasyonel Beklenti “Yarın Ne Olacak?” Sorusu
Pazartesi günü enflasyon rakamları açıklanacak. Herkesin kulağı orada. Ama iş insanı için asıl mesele rakamın kaç olduğundan ziyade, yarın sabah uyandığında o rakamın maliyetine nasıl yansıyacağı.
Şu aralar piyasayı kokladığımda gördüğüm en net şey; kimsenin artık mucize
beklemediği. Herkesin derdi önünü görebilmek.
Piyasanın yeni dili artık “rasyonel beklenti.” Kimse duygusuyla hareket etmiyor; herkes faiz, kur ve enflasyon arasındaki o soğuk matematikle yolunu çizmeye çalışıyor.
Sonuç: Bir “Ayar” Yılına Hoş Geldiniz
Dürüst olalım; 2026 bir mucize yılı değil, bir kalibrasyon yani bir ayar yılı
olacak. Rakamlar yine rekorlardan bahsedecek, biz yine gururlanacağız. Ama
gerçek başarı; dijitalleşmeyi sadece bir vitrin gibi görmeyip, işini gerçekten
modernize edebilenlerin olacak.
Bu yazımda size bir reçete sunmuyorum, haddim değil. Ama sahadan
süzdüğüm bir gerçeği not düşmek istiyorum: Eğer biz başarıyı sadece
rakamların büyüklüğüyle ölçersek, bir sonraki Ocak ayında yine aynı başlıkları tartışırız.
2026, sadece çok çalışanların değil; değişen rüzgara en doğru yerden, en
samimi haliyle uyum sağlayanların yılı olacak.





