Köşe Yazarları
Yapay Zekalı!
Harun Yazıcı | www.trbusiness.de Genel Yayın Yönetmeni
Yapay zeka gerçekten insanın yerini mi alıyor yoksa değerini mi artırıyor? Gelin, bu sorunun yanıtını medya sektöründeki deneyimlerim üzerinden birlikte arayalım.
Artık yapay zeka hayatımızın sadece içinde değil, tam merkezinde. Öyle ki, bazen ona danışmadan adım atmak, pusulasız denize açılmak gibi hissettiriyor.
Mesleğimiz gereği içerik üretiyoruz ve zamanın ruhu bizi bambaşka bir hızla tanıştırdı. Yapay zekadan önce, bir haberde kullanacağımız tek bir istatistiğe ulaşmak için dijital arşivlerde iki saatimizi harcıyorduk; bugün ise o veriye ulaşmamız sadece dakikalar sürüyor.
İnternetin icadı bilgiye ulaşmanın kapılarını aralamıştı, yapay zeka ise o kapıları tamamen yerinden söktü. Ancak bu baş döndürücü hız, beraberinde kritik bir soruyu da getirdi: Bu kadar ‘akıllı’ makine varken, insana hala gerek var mı?
Kendi sektörüm olan medyadan yola çıkarak net bir cevap verebilirim: Kesinlikle evet! Hatta iddia ediyorum; yapay zeka insanın önemini azaltmak bir yana, ona olan ihtiyacı daha nitelikli bir boyuta taşıyor. Çünkü o muazzam verinin içinden ‘doğru’ olanı seçmek, doğru komutu (prompt) vermek, içeriği bir süzgeçten geçirip tasnif etmek ve ona bir ‘ruh’ katmak hala insanın imzasını taşıyor. Makineler cevapları veriyor ama doğru soruları hala biz soruyoruz.
Yapay zekanın sunduğu bu muazzam hız, beraberinde tehlikeli bir illüzyonu da getiriyor: Herkesin her şeyi hatasız yapabileceği yanılgısı. Evet, bugün herhangi bir yazılım saniyeler içinde binlerce kelimelik bir rapor hazırlayabiliyor. Ancak yapay zekanın o “soğuk” rasyonalitesi, bazen en temel mantık süzgeçlerine takılabiliyor.
Geçen gün bir haber üzerine çalışırken bu durumu bizzat tecrübe ettim. Yapay zekaya güncel bir veri analizi için Euronun Türk Lirası karşısındaki değerini sordum; ancak o bana ısrarla dolar karşısındaki değerini yanıt olarak verdi. İşte o an bir kez daha anladım ki; önümüze konulan bilginin doğruluğunu teyit edecek, o bilgiyi hayatın gerçekleriyle tartacak olan yine biziz. Eğer o veriyi sorgulamadan, “makine dediyse doğrudur” diyerek kullansaydım, okuyucuma karşı olan en büyük sermayemi, yani güvenilirliğimi kaybedecektim.
Doğru Soru ‘Can’dır!
Lisedeyken felsefe hocamız, soru sormanın önemine o kadar çok vurgu yapardı ki, doğru sorunun cevaptan daha önemli olduğunu ondan öğrenmiştim. Bugün geldiğimiz noktada, hocamı saygıyla anıyorum.
Eskiden bir uzmanın kalitesi, sahip olduğu cevapların sayısıyla ölçülürdü. Bugün ise bir profesyonelin kalitesi, yapay zekaya sorduğu soruların niteliği ve aldığı yanıtı denetleme becerisiyle ölçülüyor. Yapay zeka bize binlerce tuğla sunabilir, fakat o tuğlalarla bir gecekondu mu yoksa bir sanat eseri mi inşa edileceğine hala biz karar veriyoruz.
Algoritmanın hatasını fark eden o “insan dikkati”, aslında geleceğin en değerli iş gücü haline geliyor. Bir haberi sadece hızlı değil, aynı zamanda doğru, vicdanlı ve perspektif sahibi kılmak; işte insanın vazgeçilmez kalesi tam olarak burasıdır.
Sonuç olarak, yapay zeka bizim yerimizi almıyor; aksine bizi daha ‘dikkatli’ ve ‘stratejik’ olmaya zorluyor. Teknolojinin hızıyla insanın sezgisi birleştiğinde ortaya çıkan güç, her türlü algoritmadan daha üstündür. Unutmayalım ki; en gelişmiş robot bile, Euro ile Lira arasındaki o ince çizgiyi veya bir haberin toplumdaki duygusal karşılığını henüz bizim kadar iyi kavrayamıyor.
Biz ‘yapay’laşmadığımız ve denetimi elden bırakmadığımız sürece, bu teknoloji sadece elimizdeki en güçlü kalem olmaya devam edecek.





