Köşe Yazarları
Kriz Ekonomisinde Güçlü Kalmanın Anahtarı
Sibel Arslan | İktisatçı & Mali Analist
Küresel ekonomi uzun süredir dalgalı bir seyir izliyor. Enflasyon, finansmana erişim, tedarik zinciri sorunları ve belirsizlik; şirketlerin gündeminden düşmüyor. Bu tablo, iş dünyasında artık net bir gerçeği ortaya koyuyor: Krizler geçici değil, yeni normalin bir parçası.
Ancak her kriz dönemi aynı sonucu doğurmuyor. Aynı koşullarda bazı şirketler küçülürken, bazıları ayakta kalmayı hatta güçlenmeyi başarıyor. Aradaki fark ne? Yanıt tek başına sermaye gücünde değil. Asıl fark, kriz yönetimi yaklaşımı ve operasyonel mükemmeliyet düzeyinde ortaya çıkıyor.
Kriz Yönetimi: Reaksiyon mu, Strateji mi?
Kriz yönetimi çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Birçok kurum için kriz yönetimi, anlık refleksler ve hızlı kararlar anlamına geliyor. Oysa kriz dönemlerinde asıl ihtiyaç duyulan şey hızdan çok doğru önceliklendirme ve sağlam karar mekanizmaları.
Ekonomi yönetiminde olduğu gibi şirket yönetiminde de krizler, yapısal dayanıklılığı test eder. Bu süreçte şu sorular öne çıkar:
Karar alma süreçleri net mi?
Bilgi doğru ve zamanında akıyor mu?
Yetki ve sorumluluklar tanımlı mı?
Bu sorulara verilen yanıtlar, krizin şirket üzerindeki etkisini doğrudan belirler.
Operasyonel Mükemmeliyet Neden Kriz Dönemlerinde Öne Çıkıyor?
Operasyonel mükemmeliyet, genellikle büyüme ve verimlilik dönemlerinin konusu gibi algılanır. Oysa bu yaklaşım, asıl değerini kriz dönemlerinde gösterir.
Çünkü kriz ekonomisinde:
Kaynaklar sınırlıdır.
Hataların maliyeti yüksektir.
Nakit akışı hayati önem taşır.
Operasyonel olarak güçlü şirketler;
Gereksiz maliyetleri hızla tespit edebilir,
Süreçlerdeki verimsizlikleri ayıklayabilir,
Aynı üretimi veya hizmeti daha düşük kaynakla sürdürebilir.
Bu da kriz döneminde şirketlere manevra alanı kazandırır.
Sorun Finansman mı, Yapısal Zayıflık mı?
Kriz zamanlarında en sık dile getirilen sorunlardan biri finansmana erişimdir. Ancak saha gözlemleri ve sektör analizleri şunu gösteriyor: Finansal sıkışıklık çoğu zaman yapısal sorunların sonucu olarak ortaya çıkıyor.
Belirsiz süreçler, ölçülmeyen performans, dağınık organizasyon yapıları; kriz dönemlerinde şirketleri daha kırılgan hale getiriyor. Kriz, bu zayıflıkları görünür kılıyor ve sürdürülemez iş yapış biçimlerini hızla ifşa ediyor.
Bu noktada kriz, aynı zamanda bir uyarı işlevi görüyor: Mevcut yapı, bir sonraki dalgaya hazır mı?
Kriz Ekonomisinde Şirketler Ne Yapmalı?
Öncelikle panikten uzak durulmalı. Kriz dönemlerinde alınan duygusal kararlar, çoğu zaman kalıcı hasarlara yol açıyor. Bunun yerine şirketlerin şu adımlara odaklanması gerekiyor:
Süreç sadeleştirme: Gerçekten değer üretmeyen adımların ayıklanması
Önceliklendirme: Hayati faaliyetlerle ikincil faaliyetlerin ayrıştırılması
Veri odaklı yönetim: Ölçmeden yönetmenin mümkün olmadığı gerçeğinin kabulü
Organizasyonel netlik: Yetki ve sorumlulukların açık şekilde tanımlanması
Bu adımlar, operasyonel mükemmeliyetin kriz dönemindeki temel yapı taşlarını oluşturuyor.
Kriz sonrası en büyük risk, eski alışkanlıklara dönmektir.
Kriz geçici olabilir, ancak krizden alınan dersler kalıcı olmak zorundadır. Ekonomi tarihinde defalarca görüldüğü gibi, kriz sonrası hızlı normalleşme süreci çoğu zaman rehaveti de beraberinde getirir.
Oysa kriz döneminde yapılan iyileştirmeler ve sadeleşmeler, uzun vadeli rekabet avantajına dönüştürülebilir. Operasyonel mükemmeliyet, krizle sınırlı bir hedef değil; sürdürülebilir büyümenin temelidir.
Sonuç olarak, krizler şirketleri eşit şartlarda sınamaz. Hazırlıklı olanla olmayan arasındaki farkı net biçimde ortaya koyar. Bugün ayakta kalan şirketler, krizi sadece yönetmekle kalmayıp operasyonlarını yeniden kurgulayanlardır.
Ekonominin satır aralarında sıkça vurgulanan bir gerçek var:
Geleceği belirleyen, krizin kendisi değil; krize verilen tepkidir.
Ve artık iş dünyasında şu sorunun cevabı her zamankinden daha önemli:
Bu kriz bizi zayıflatacak mı, yoksa daha sağlam bir yapıya mı dönüştürecek?





