Köşe Yazarları
Bir Kadın Kooperatifi Gerçeği: Başarı Kurumların, Bedel Kadınların
Nagihan Cengiz Çelebi | trbusiness.de Türkiye Temsilcisi
Kadın kooperatifleri artıyor. Açılışlar yapılıyor, faaliyet raporları yazılıyor, başarı hikâyeleri dolaşıma giriyor. Peki aynı zeminde mi yarışıyorlar? Başarı kimlerin hanesine yazılıyor, bedel kimlere kalıyor?
Onlar İçin Risk Yerel Yönetimin Değişmesidir; Bizim İçin Hammaddeyi Alabilmek İçin Bozulan Son Bileziktir
Kadın kooperatifleri tek bir kategori gibi anlatılıyor. Oysa aynı başlık altında çok farklı yapılar var. Belediye iştiraki olarak kurulan ve elbette kuruluş statüsü itibariye belediye iştiraki olduğunu beyan etmeyen, kira ödemeyen, personeli belediye istihdamında olan, ürün maliyeti kamu bütçesiyle karşılanabilen, satışlarını üst kuruluşu olan belediyelere yapan ve satış kaygısı gütmeyen kooperatifler var.
Bir de kendi kirasını ödeyen, muhasebe giderini karşılayan, hammaddeyi peşin alan, satış için pazar arayan, özsermayeden sürdürülebilir olmaya çalışan bağımsız kadın kooperatifleri. Bir tarafta kamu bütçesiyle sübvansiyonlu ‘vitrin’ yapılar, diğer tarafta hammaddeyi peşin almak için bileziğini bozduran kadınlar. İkisi de aynı istatistikte ‘1’ rakamıyla temsil ediliyor. Bu, istatistiksel bir illüzyondur.
Bu iki yapı aynı istatistikte yer alıyor. “Şu kadar kadın kooperatifi ayakta” deniyor. Peki kaçı gerçekten bağımsız? Kaçı kamu güvencesiyle korunuyor? Başarı oranı açıklanırken bu ayrım yapılıyor mu?
Eğer yapılmıyorsa ortada eşit rekabet yoktur.
Belediye mülkünde faaliyet gösteren, sabit gider yükü düşük, kurumsal iletişim desteği olan bir yapının ayakta kalması ile tüm riski kendi üstlenen bağımsız bir kooperatifin ayakta kalması aynı şey değildir. Ama politika dili bu farkı siler.
Kuruluş sayısı artar. Başarı anlatısı güçlenir.
Onlar için risk; bizim anladığımız tanımı ile risk değildir.
Onlar için risk; yerel yönetimin değişmesidir.
Kuruluş Faaliyeti mi, Ekonomik Model mi?
Kooperatif kurmak bir faaliyet kalemine dönüştü. Siyasi partiler kuruyor, belediyeler kuruyor, sivil toplum örgütleri kuruyor. Seçim programlarında “x adet kadın kooperatifi kurduk” cümlesi yer alıyor. Kurulmuş olmak başarı sayılıyor.
Ama kooperatif yaşamak zorunda. Gelir üretmek zorunda. Ortaklarına düzenli kazanç sağlamak zorunda.
Kuruluş teşviki var. Açılış töreni var. Fotoğraf var.
Ama sürdürülebilirlik mekanizması nerede?
Kaç kooperatif var?
Kaçı ortaklarına düzenli gelir sağlıyor?
Kaçı gerçekten piyasa koşullarında ayakta?
Kaç kooperatif, neden kapandı?
Bu sorular sorulmadan başarı ilan etmek, ekonomik değil politik bir başarıdır.
Bu Model Kime Göre Tasarlandı?
Kooperatif tasarımında başka bir sorun ise karşımıza şu şekilde çıkıyor;
25-30 yaşında, mesleğinin başında bir kadın düşünelim. Hayat kuracak, kariyer yapacak. Düzenli gelire ve sosyal güvenceye ihtiyacı var. Bu kadının kooperatifte aktif rol alabilmesi için ya düzenli maaşından vazgeçmesi ya da işten arta kalan zamanda katkı sunması gerekir.
Bu model, genç kadına bir kariyer yolu değil, ucu açık bir gönüllülük vaat ediyor. Kooperatif bir ‘ekonomik aktör’ olacaksa, ilk önce kendi emekçisinin ve kendi kadınının sosyal sigortasını ve asgari refahını öncelemelidir. Kadın haklarını savunmayan ve gözetmeyen kadın kooperatifi mi olur? Aksi halde bu bir kalkınma modeli değil, bir hobi kulübüdür.
Birinci seçenek gerçekçi değil.
İkinci seçenek sürdürülebilir değil.
Kooperatif gündüz yürür/yürümelidir. Toplantılar mesai saatinde yapılır/yapılmalıdır. Etkinlikler çoğunlukla hafta içi düzenlenir. Sektörel görüşmeler gündüz gerçekleşir. Tüm bu nedenlerle düzenli bir işte çalışan kadın bu yapının içinde “yeterince aktif” görünmez. Oysa bir kooperatif ortağı mesai saatleri dışında da çalışmak zorundadır. Kooperatifçilik mesai saatine sığmayacak kadar kıymetli fakat mesai saati dışında çalışmaya zorlayacak kadar sistemsizdir.
Sonra şu cümle kurulur: “Katılımı zayıf, aynı emeği vermiyoruz.”
Burada mesele yalnızca idealizm değil, gelir ve zaman gerçeğidir.
Kooperatif ya düzenli gelir sağlayacak ya da boş zaman faaliyeti olarak kalacaktır. Boş zaman faaliyeti olduğunda işler birkaç “müsait” ortağın üzerine yığılır. Eşit ortaklık kağıt üzerinde kalır. Emek dengesi bozulur. Gerilim başlar. Söylenmeyenler çığ olur, en ufak seste üzerine düşer.
Kooperatif bir gönüllülük işi değildir kooperatif anayasa ile güvence altına alınmış bir devletçilik ilkesi gereğidir. Devleti korur gibi korunmalı, savunulmalı, sahip çıkılmalıdır. 1961 Anayasasında “Devlet kooperatiflerin gelişmesini sağlayacak tedbirleri alır.” İlkesi yer alır.
Kooperatiflerdeki uyumsuzluklar tüm bu nedenlerle kişisel uyumsuzluk değil, tasarım krizidir.
Eğer kooperatifler ancak zamanı bol, maddi feraha erişmiş kadınlarla sürdürülebiliyorsa, bu geniş ölçekli bir ekonomik kalkınma modeli değildir. Sonuç olarak kuruluş felsefesi anlaşılmamış olur.
Evdeki Karşılığı: “Boş İşlere Verdi Kendini”
Kooperatif yalnızca ekonomik bir yapı değildir; ev içinde de bir karşılığı vardır.
Düzenli maaş getirmeyen, belirsiz gelirli ve çok zaman ayırmak gereken bir uğraş evde çoğu zaman girişimcilik olarak değil, gereksiz meşgale olarak görülür.
“Boş işlere verdi kendini.”
“Hayır işlerine vurdu kendini.” Cümleleri dökülmeye başlar eşlerden. Ki bu cümleler hafif değildir.
Kooperatifte yaşanan her finansal zorluk evde psikolojik baskıya dönüşebilir. Çünkü gelir yoktur, güvence yoktur, garanti yoktur. Kadın hem kamusal alanda riski taşır hem evde sorgulanır. Para kazanmayan bir yapıda kadının yeri evidir, yemek yapmalı, evi temiz tutmalı, kocasına ve çocuklarına iyi bakmalı ‘en iyi eş’, ‘en iyi anne’ olmalıdır. Çünkü zaten kadın emeği görünmezdir ve evde yaptıklarının maddi karşılığı bizim toplumumuzda yoktur.
Kooperatif ayakta kaldığında destek mekanizmaları övülür.
Kooperatif kapandığında kadın başarısız sayılır.
Başarı kurumların hanesine yazılır.
Bedel kadınların hayatına yansır.
Başarı Vitrini, Bedel Gerçeği
Kadın kooperatifleri gerçekten güçlenecekse önce şu ayrım yapılmalıdır: Kamu güvenceli yapılar ile bağımsız kooperatifler aynı kategori değildir. Başarı oranları bağımsızlık düzeyine göre açıklanmalıdır. Eşit rekabet zemini sağlanmadan başarı kıyaslaması adil değildir.
Aksi halde tablo değişmez.
Kuruluş sayısı artar.
Çalıştaylar yapılır.
Başarı hikâyeleri anlatılır.
Ama bağımsız kadın kooperatiflerinin önemli bir kısmı sessizce kapanır.
Ve bazı evlerde yine aynı cümle duyulur:
“O da n’apsın işte; boş işlere verdi kendini.”
Kadın kooperatiflerini gerçekten ekonomik aktör yapmak istiyorsak, önce şunu kabul etmeliyiz: Başarıyı sahiplenip riski kadınlara bırakan politika dili sürdürülebilir değildir.
Şu soruları sormazsam bu yazı benim nezdimde hedefine ulaşmayacak:
Soru 1: Son 5 yılda kurulan kooperatiflerin kaçı bağımsız piyasa koşullarında satış yaparak kendi giderini karşılayabiliyor?
Soru 2: Başarı hikâyesi olarak anlattığınız kooperatiflerin kaçında, ortak kadınlar düzenli bir asgari ücret seviyesinde gelir elde ediyor?
Soru 3: Kaç kooperatif, yerel yönetim değiştiğinde veya proje hibesi bittiğinde yaşamaya devam edebilecek bir ‘işletme omurgasına’ sahip?
Soru 4: Son 5 yılda kapanan kadın kooperatiflerinin neden kapandığı ile ilgili saha çalışması yaptınız mı?
Esas soru;
Başarı kurumlarınsa;
Başarısızlık neden hep kadınların?






