Köşe Yazarları
Görünür Başarı ile Sürdürülebilir Yönetim Arasındaki Fark
Sibel Arslan | İktisatçı & Mali Analist
İş dünyası uzun zamandır garip bir gürültünün içinde yol almaya çalışıyor. Her yerde yüksek sesle konuşulan başarı hikâyeleri, parlatılmış büyüme rakamları, iddialı gelecek projeksiyonları var.
Sunumlar kalabalık, kelimeler büyük, vaatler cesur. Ama perde arkasına bakıldığında aynı netlik çoğu zaman yok. Süreçler dağınık, finansal tablolar yeterince okunmuyor, ekipler yorulmuş ama dile getirmiyor. Asıl mesele burada başlıyor.
Bugünün iş dünyasında en büyük yanılgı, görünür olmanın güçlü olmakla karıştırılması. Oysa gerçek güç, sessiz çalışır. Bağırmaz, acele etmez, kendini ispat etmeye uğraşmaz. Sistem kurar, ölçer, izler ve gerektiğinde müdahale eder. Dışarıdan bakıldığında sıradan görünen ama kriz anında ayakta kalan firmaların ortak noktası tam da budur. Gösterişsiz ama sağlam bir yönetim refleksi.
Pek çok işletme büyürken aynı anda kontrolü kaybettiğini fark etmiyor. Ciro artıyor, müşteri sayısı yükseliyor, iş hacmi genişliyor; fakat bu büyümenin finansal karşılığı net değil. Kâr nereden geliyor, hangi ürün gerçekten kazanıyor, hangi operasyon şirketi yavaşlatıyor soruları çoğu zaman erteleniyor. “Sonra bakarız” denilen her detay, ileride ciddi bir maliyet olarak geri dönüyor. İş dünyası bu konuda affedici değil.
Sessiz ama etkili liderlik tam da burada devreye giriyor. Her şeye müdahale eden, her kararı tek başına alan yönetici modeli artık çalışmıyor. Onun yerine, doğru soruları soran, veriyi doğru okuyan, ekibine alan açan ama kontrolü elden bırakmayan bir lider profili öne çıkıyor. Bu liderlik biçimi çok alkış almaz, sosyal medyada fazla görünmez; fakat şirketin omurgasını ayakta tutar.
İşletmelerin en sık düştüğü tuzaklardan biri de “idare eder” kültürü. Finansal raporlar tam anlaşılmasa da idare eder. Stoklar net sayılmasa da idare eder. İnsan kaynağında rol tanımları bulanık olsa da idare eder. Kısa vadede gerçekten idare eder. Ancak orta ve uzun vadede bu belirsizlik, karar alma refleksini zayıflatır. Yönetici, sezgileriyle hareket etmeye başlar. Sezgi değerlidir ama tek başına yeterli değildir. İş dünyası, sezgi ile sistemin dengede olduğu yerlerde sağlıklı büyür.
Gerçek başarı çoğu zaman sessizdir çünkü kendini anlatma ihtiyacı duymaz. Kriz dönemlerinde ayakta kalan şirketlere bakıldığında ortak bir özellik dikkat çeker: Panik yoktur. Çünkü neyin nerede olduğunu bilirler. Nakit akışını, stok durumunu, insan kaynağını ve operasyonel kapasiteyi net şekilde görebilen firmalar için belirsizlik daha yönetilebilir bir hale gelir. Bu da tesadüf değil, yıllar içinde inşa edilmiş bir disiplinin sonucudur.
Önümüzdeki yıllar iş dünyası için daha hızlı değil, daha seçici olacak. Herkes her şeyi yapamayacak. Her büyüme sağlıklı olmayacak. Bu dönemde öne çıkan firmalar; hızdan çok dengeyi, imajdan çok itibarı, kısa vadeli kazançtan çok sürdürülebilirliği önceleyenler olacak. Yönetim anlayışı da buna paralel olarak değişiyor. Daha az konuşan, daha çok ölçen; daha az tepki veren, daha çok hazırlanan bir yaklaşım kazanıyor.
Bugün iş insanları için en pahalı şey hata yapmak değil. En pahalı şey, gerçeği geç fark etmek. Sayılar konuşurken duymamak, ekip sinyal verirken görmemek, sistem alarm verirken ertelemek. O yüzden yeni dönemin en güçlü refleksi, cesur kararlar almak kadar doğru zamanda durabilmek olacak.
İş dünyasında sessiz kalan değil; ne zaman konuşacağını, ne zaman duracağını bilen kazanır. Gürültü geçer, manşetler değişir. Ama sağlam kurulan sistemler, en zor zamanlarda bile yol göstermeye devam eder.





