Köşe Yazarları
Hasta, Markaya Neden Sadık Olur?
Ceren Saltoğlu | Brand & Marketing Manager
Sağlıkta markalaşma uzun yıllar boyunca “iyi bina, güçlü reklam, iddialı vaat” ekseninde konuşuldu. Oysa bugün geldiğimiz noktada bu tanım eksik. Çünkü hasta artık sadece hizmet alan bir kişi değil; araştıran, karşılaştıran, sorgulayan ve deneyimini görünür kılan aktif bir özne. İşte tam da bu yüzden, sağlıkta markalaşmanın en doğal ve kaçınılmaz devamı hasta deneyimidir.
Bugünün hastası bir markaya neden sadık olur?
Cevap sanıldığı kadar karmaşık değil.
Kendini güvende hissettiği için.
Güven: Yeni Nesil Sadakatin Temeli
Hasta sadakati artık “alışkanlıkla” oluşmuyor. Randevu kolaylığı, lüks bekleme salonları ya da indirim kampanyaları tek başına yeterli değil. Hasta, kendisine doğru bilginin verildiğini, risklerin saklanmadığını, karar sürecine dâhil edildiğini hissetmek istiyor.
Güven; tıbbi başarının yanı sıra iletişim kalitesiyle kuruluyor. Hekimin dili, kurumun yaklaşımı, kriz anındaki tutum… Hepsi bir bütün.
Ve şunu kabul edelim:
Güven bir kere sarsıldığında, en güçlü marka algısı bile bir anda anlamını yitiriyor.
Şeffaflık, Artık Dijital Çağın Zorunlu Marka Değeri
Dijital dünya, sağlık sektörünü geri dönülmez biçimde değiştirdi. Artık hastalar sadece kurumun anlattığı hikâyeyi değil, başka hastaların yaşadıklarını da görüyor. Yorumlar, sosyal medya paylaşımları, forumlar… Hepsi yeni bir “açık denetim alanı” yarattı.
Bu noktada şeffaflık bir tercih değil, bir zorunluluk.
İşlemlerin açıkça anlatılması, beklentilerin gerçekçi şekilde yönetilmesi, olası komplikasyonların gizlenmemesi; markayı zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Çünkü şeffaflık, “biz kusursuzuz” demek değil, “sorumluyuz” demektir.
Ve dijital çağda sorumluluk, en kıymetli marka sermayesidir.
Etki, Diğer Önemli Değer
Sağlıkta etik, çoğu zaman yazılı kuralların ötesindedir. Hastaya nasıl hitap edildiği, mahremiyetin nasıl korunduğu, ticari kaygının ne zaman durması gerektiği… Bunlar ölçülmesi zor ama derinden hissedilen unsurlardır.
Etik duruşu olan kurumlar bağırmaz, abartmaz, korku üzerinden pazarlama yapmaz.
Onlar bilir ki kısa vadeli kazançlar, uzun vadeli itibarı satın alamaz.
Sonuç Yerine
Hasta deneyiminin yeni döneminde markalar şunu anlamak zorunda:
Artık “en çok görünen” değil, en çok güvenilen kazanıyor.
En iddialı olan değil, en dürüst olan hatırlanıyor.
Ve en çok reklam yapan değil, en doğru iletişimi kuran sadakat yaratıyor.
Sağlıkta marka olmak, bir algı inşa etmekten çok daha fazlası.
Bu, insan hayatına dokunurken sorumlulukla var olma meselesi.
Ve bu yeni dönemde gerçek güç; güven, şeffaflık ve etik üçgeninde saklı.





