SÖYLEŞİ
“Teknolojik Dönüşüm Artık Yıllarla Değil, Aylarla Ölçülüyor”
TSMC Holding Yönetim Kurulu Üyesi Celalettin Kayahan, tekstil sektöründen yüksek teknoloji girişimlerine uzanan iş yolculuğunu, DronePortX’in geleceğini, yapay zekâ destekli otonom sistemlere bakışını ve girişimcilik vizyonunu trbusiness.de’ye anlattı.
Söyleşi: Yeşim Çevik | trbusiness.de Türkiye Temsilcisi
Tekstil sektöründeki köklü deneyimini ileri teknoloji yatırımlarıyla birleştiren TSMC Holding Yönetim Kurulu Üyesi Celalettin Kayahan, son dönemde özellikle geliştirdikleri DronePortX projesiyle dikkat çekiyor. Otonom operasyonlar, drone teknolojileri ve inovasyon odaklı çözümler üzerine çalışan Kayahan, Türkiye’nin yalnızca üretimde değil, teknoloji geliştiren ülkeler arasında da güçlü bir konuma ulaşabileceğine inanıyor.
Celalettin bey bu röportajda, tekstilden teknoloji girişimciliğine uzanan kariyer yolculuğunu, DronePortX’in ortaya çıkış hikâyesini, drone sektörünün geleceğine ilişkin öngörülerini ve genç girişimcilere yönelik tavsiyelerini konuştuk.
Türkiye’nin küresel teknoloji yarışındaki potansiyeline dair önemli değerlendirmelerde bulunan Kayahan, değişime hızlı uyum sağlayabilen şirketlerin geleceği şekillendireceğini vurguluyor.
İyi okumalar…
Celalettin Bey, öncelikle sizi biraz tanıyabilir miyiz?
Ben Celalettin Kayahan. Evliyim ve bir kız çocuğu babasıyım. Üniversitede matematik eğitimi aldım. Çocukluk yıllarımdan bu yana sayılar, analiz yapmak ve problem çözmek her zaman ilgi alanım oldu. İş hayatında da bu bakış açısının bana büyük katkı sağladığını düşünüyorum.
Yoğun çalışma temposunun dışında tenis oynamayı seviyorum ve koyu bir Fenerbahçe taraftarıyım.
Hayata dair en büyük arzum ise arkamda insanlara dokunan, fayda üreten kalıcı eserler bırakabilmek. Çünkü insanın gerçek mirasının sahip olduğu maddi değerler değil, hayatına dokunduğu insanlar olduğuna inanıyorum. Bizi hatırlayan son kişi de aramızdan ayrıldığında aslında gerçek anlamda yok olmuş oluyoruz.
“Çıraklığını yapmadığın mesleğin ustası olamazsın” diyorsunuz. Tekstilden holding yapılanmasına uzanan girişim yolculuğunuzun dönüm noktaları neler oldu?
Tekstil bizim için sadece bir sektör değil; adeta içinde büyüdüğümüz bir yaşam biçimi. Rahmetli babam beni daha küçük yaşlardan itibaren fabrikaya götürürdü. Yaz tatillerimin büyük bölümünü üretimin içinde geçirerek büyüdüm. Bu nedenle tekstilin tozunu gerçekten yutmuş bir nesilden geliyorum.
Bugün farklı sektörlerde yatırımlarımız bulunsa da tekstilin benim için her zaman ayrı bir yeri var. Hâlâ bu alanda faaliyet göstermeye devam ediyoruz ve en büyük hayallerimden biri, dünya çapında tanınan güçlü bir Türk tekstil markası oluşturmak.
Bugün dünyanın neresine giderseniz gidin Fransız ve İtalyan markalarını görüyorsunuz. Türkiye ise üretim tecrübesi, insan kaynağı ve bilgi birikimi açısından son derece güçlü olmasına rağmen küresel ölçekte ses getiren marka sayımız oldukça sınırlı. Açıkçası bunu büyük bir eksiklik olarak görüyorum.
“Bugün dünyanın her yerinde Fransız ve İtalyan markalarını görüyoruz. Benim en büyük hayalim, küresel ölçekte güçlü bir Türk markasını bu ligde görmek.”
İş hayatımda birçok dönüm noktası oldu ancak en önemlisi hiç şüphesiz Covid-19 süreciydi. Pandemi, tüketim alışkanlıklarını, üretim modellerini ve iş yapış biçimlerini tamamen değiştirdi. Biz de bu süreçte önemli farkındalıklar kazandık ve geleceğe yönelik stratejimizi yeniden şekillendirdik.
Gelelim DronePortX’e… Bu iş modeli nasıl ortaya çıktı?

DronePortX’in ortaya çıkışında ekip çalışmasının büyük payı var. Özellikle ortağımın vizyonu ve savunma ile sivil alanlarda neler yapılabileceğine yönelik fikirleri bu süreci başlattı.
Alanında uzman mühendis arkadaşlarımızla yaklaşık bir yıl süren yoğun Ar-Ge çalışmaları gerçekleştirdik. Bu sürecin sonunda sadece bir fikir değil, gerçekten sahada kullanılabilecek, özgün ve yenilikçi ürünler geliştirmeyi başardık.
Bugün DronePortX’i farklı kılan en önemli unsur, gerçek ihtiyaçlara çözüm üreten inovatif sistemler geliştirebilmiş olmamızdır.
DronePortX, otonom operasyonların geleceğini şekillendirmeyi hedefliyor. Sizce önümüzdeki yıllarda bu teknoloji yaşamımızı nasıl değiştirecek?
Teknolojinin gelişim hızı artık baş döndürücü seviyelere ulaştı.
Geçmişte radyodan televizyona, siyah beyaz ekrandan renkli televizyona geçiş yıllar alıyordu. Daha sonra cep telefonları, internet ve akıllı cihazlarla bu süreler giderek kısaldı. Artık yeni teknolojiler yıllar içinde değil, aylar hatta haftalar içinde hayatımıza giriyor.
“Drone teknolojilerinin en büyük dönüşümü lojistik ve yangınla mücadele alanlarında yaşanacak. Biz de bu dönüşümün öncülerinden biri olmayı hedefliyoruz.”
Drone teknolojileri de bu dönüşümün en önemli parçalarından biri olacak.
Ben bu değişimin 10 yıl sonra değil, önümüzdeki 2-3 yıl içinde günlük hayatımızın doğal bir parçası hâline geleceğine inanıyorum.
Kargo taşımacılığı, hava lojistiği, reklam sektörü, güvenlik hizmetleri, tarım ve özellikle yangınla mücadele gibi birçok alanda drone sistemleri vazgeçilmez olacak. DronePortX olarak biz de bu dönüşümün önemli oyuncularından biri olmayı hedefliyoruz.
DronePortX’i rakiplerinden ayıran en önemli özellik nedir?
Teknolojide kullanılan altyapılar zamanla birbirine benzer hâle gelebilir. Ancak şirketleri farklılaştıran unsur teknoloji kadar değişime uyum sağlayabilme kabiliyetidir.
Biz genç, dinamik ve gelişmeleri çok hızlı takip eden bir ekibe sahibiz. Yeni teknolojilere ve değişen pazar koşullarına çok kısa sürede adapte olabiliyoruz.
“Sadece ölüler ve aptallar değişmez. Günümüz iş dünyasında ayakta kalmanın tek yolu, değişime açık olmaktır.”
Benim sık kullandığım bir söz vardır:
“Sadece ölüler ve aptallar değişmez.”
Bugünün rekabet ortamında ayakta kalmanın yolu değişime açık olmaktan geçiyor. DronePortX’in en önemli avantajı da tam olarak bu.
DronePortX’in en büyük pazar potansiyelini hangi alanlarda görüyorsunuz?
Biz özellikle iki alana odaklanıyoruz.
Bunlardan ilki drone destekli kargo taşımacılığı çözümleri, diğeri ise yangınla mücadele teknolojileri.
Her iki alanda da önemli projeler geliştiriyoruz ve oldukça iddialıyız. Çok yakın bir gelecekte bu alanlarda çok daha görünür olacağımıza inanıyorum.
Coğrafi olarak ise önceliğimiz Türkiye. Bunun yanında Amerika ve Orta Doğu pazarlarında da önemli iş birlikleri ve büyüme planlarımız bulunuyor.
DronePortX projesinde bugüne kadar karşılaştığınız en büyük zorluk neydi?
Her yeni teknoloji girişiminde olduğu gibi bizim de en büyük mücadelemiz, geliştirdiğimiz vizyonun mevcut regülasyonlar ve sektör dinamikleriyle uyumlu şekilde ilerlemesini sağlamak oldu.
Yeni teknolojiler her zaman belirli bir adaptasyon süreci gerektiriyor. Biz de bu süreçte Ar-Ge yatırımlarımıza ve doğru iş ortaklıklarına odaklanarak ilerlemeyi tercih ettik. İnanıyorum ki bu yaklaşım uzun vadede en büyük avantajımız olacak.
Dünyada drone sektörünün geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Bugün herkes zamanın yetmediğinden şikâyet ediyor. Çünkü artık hayatın her alanında hız en önemli rekabet unsuru hâline geldi.
E-ticaret platformları bile artık fiyatla değil, teslimat süresiyle rekabet ediyor.
Drone teknolojileri de tam olarak bu ihtiyaca cevap verecek.
Savunma sanayisinde uzun süredir kullanılan bu sistemlerin önümüzdeki yıllarda sivil yaşamda çok daha yaygın kullanılacağını düşünüyorum. Özellikle lojistik, teslimat, acil müdahale ve yangınla mücadele alanlarında büyük bir dönüşüm yaşanacak.
Biz de özellikle yangın teknolojileri konusunda geliştirdiğimiz çözümlerle bu dönüşümün öncü şirketlerinden biri olmayı hedefliyoruz.
İnovasyon odaklı girişimcilere neler tavsiye edersiniz?
Her şeyden önce sıra dışı fikirler üretmekten asla korkmasınlar.
Elbette çevrelerindeki insanların görüşlerini dinlesinler ancak eleştirilerin motivasyonlarını kırmasına izin vermesinler.
“Hayattan ayrıldığımızda geriye bıraktığımız en değerli miras, dokunabildiğimiz insanların hayatında oluşturduğumuz izdir.”
Girişimcilik, başarısız olmamayı değil; her başarısızlığın ardından yeniden ayağa kalkabilmeyi gerektirir.
Ben başarıyı, bir başarısızlıktan diğerine umut ve inancını kaybetmeden ilerleyebilme yeteneği olarak görüyorum.
Her başarısızlık aslında sizi doğru sonuca biraz daha yaklaştıran değerli bir deneyimdir.
Bir sonraki röportajı kiminle yapmamızı önerirsiniz?
Bence bu röportajın konuğu Nevzat Aydın olmalı.
Kendisi yalnızca Yemeksepeti’nin kurucusu olarak değil, aynı zamanda Türkiye’de onlarca genç girişimciye yatırım yapan ve mentorluk desteği veren önemli bir isim.
Ben ve ekibim de kendisini uzun yıllardır ilham aldığımız girişimcilerden biri olarak görüyoruz. Girişimcilik ekosistemine kazandırdığı bakış açısının gençlere önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum.





