Köşe Yazarları
Pardon! Toplantıdaydım Açamadım
Günümüz iş dünyasının en geçerli para birimi ne dolar ne de euro; yeni para birimimiz: “Çok yoğunum.”
Hatta bu öyle bir seviyeye geldi ki, “nasılsın?” sorusuna “iyiyim” demek artık bir profesyonellik zafiyeti sayılıyor; iyiyim yerine “çok yoğunum” demeniz gerekiyor. Eğer o an bir kriz yönetmiyor, üç farklı ekrana aynı anda bakmıyor ve telefonunuzu “Toplantıdayım, acil mi?” mesajıyla meşgule atmıyorsanız, sanki oyunun dışındasınızdır ve bir değeriniz yoktur.
Peki, bu kadar yoğunluğun ortasında neden hiçbir iş yetişmiyor? Neden her pazartesi “bu hafta her şeyi toparlıyoruz” diye başlayıp, her cuma “önümüzdeki hafta bakarız” enkazının altında kalıyoruz?
Toplantı: Eylemsizliğin En Meşru Hali
Kendi kendime toplantılarda çok eğleniyor; “Toplantı yapalım ama biz yine niye toplandık acaba?” sorusunu sormaktan kendimi alamıyorum. Çoğu zaman bir işi yapmaktan kaçmanın en güvenli yolu, o iş hakkında saatlerce konuşmaktır. Karar vermenin ağırlığından korkanlar için toplantılar, sorumluluğu bir masanın etrafına (veya ekranın karelerine) yayarak buharlaştırmanın harika bir yoludur.
“Toplantıdaydım” cümlesi ise her kapıyı açan sihirli bir anahtar. Bu kelimeyi kullandığınız anda tüm gecikmeleriniz affedilir, tüm cevapsız aramalarınız meşrulaşır. Çünkü toplantıdasınızdır; yani o an “çok mühim” bir şeyler oluyordur. Oysa o toplantıların %80’inde konuşulan tek şey, bir sonraki toplantının ne zaman yapılacağıdır.
“Acil mi?” Sorusundaki O İnce Kibar Kabalık
Telefonu meşgule atıp saniyeler içinde gönderilen “Toplantıdayım, acil mi?” mesajı aslında şunu söyler: “Şu an meşguliyetimin zirvesindeyim; eğer ölmüyorsan veya şirket yanmıyorsa benim bu kutsal vaktimi çalma.”
İronik olan şu ki; o mesajı gönderen kişi genellikle o esnada toplantıda değil, bir önceki toplantının yarattığı zihinsel dağınıklığı toplamakla veya bitmek bilmeyen bir e-posta zincirinin içinde kaybolmakla meşguldür. Herkesin “çok acil” dediği bir dünyada, aslında hiçbir şey acil değildir; sadece herkesin zaman yönetimi felç olmuştur.
Yıllar önce bir dernek çalışanı, dernekten istifa ettikten sonra beni ziyarete geldi. “Nagihan Hanım,” dedi; “sizi çok seviyorum, size bir şey anlatmam lazım. Dernek başkanı X Bey, sosyal medya hesabından bir lokasyondan yer güncellemesi yapar, telefonunu kapatır ve eve gidip uyur. Gitmeden önce beni arar; ‘Beni arayan olursa şu lokasyonda şu kişilerle toplantıda olduğumu söyle’ derdi. Aslında oraya hiç gitmedi, o insanları tanımıyor; bilginiz olsun istedim.”
Bu ‘lokasyon bildirip uyumaya gitme’ hali, aslında bir sistem özeti. Makamın ağırlığı, icraatın hafifliğiyle dengelenmeye çalışılıyor.
Arkasını Toplama Ekonomisi
İşin en acı tarafı ise şu: Herkes bu kadar “yoğunken”, işlerin arkasını hep birileri toplamak zorunda kalıyor. Zamanında ve eksiksiz biten kaç iş gördünüz? Stratejiler havada uçuşuyor ama o excel tablosundaki hatalı veriyi düzeltecek, o e-postadaki yanlış anlaşılmayı giderecek veya sahada tıkalı kalan süreci çözecek kişi genellikle “yoğunluktan” muaf tutulan, sessizce işini yapan o azınlıktır. 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda işçilerin çalışıp beyaz yakalıların resmi tatilde olması gibi…
Liyakat ile makamına gelip, yetkinliğini kanıtlayanlara asla sözüm yok. Benim için emek en yüce değerdir. Bu yazım makamını boşuna işgal edenlere…. Meşguliyet, yetkinlik değildir. Koltuklarınız sizin değil ve size kötü bir haberim var: Makamlarınız geçici. Takvimin dolu olması, değer ürettiğiniz anlamına gelmiyor. Hatta bazen çok yoğun olmak; neye “hayır” diyeceğinizi bilmediğinizin veya işleri delege edemediğinizin en somut kanıtıdır.
Netice: Takvim Değil, İş Biriktirelim
Eğer her gününüz “toplantıdaydım açamadım” demekle geçiyorsa, belki de bir durup bakmak lazım: Gerçekten bir şeyler mi inşa ediyorsunuz, yoksa sadece inşaat sahasında baretle dolaşıp toz mu kaldırıyorsunuz?
Dünya, toplantı odalarında konuşulanlarla değil, o odalardan çıkıp sahada bitirilen işlerle dönüyor. Geri kalan her şey sadece “gürültü” ve biz bu gürültüden çok yorulduk.





