Köşe Yazarları
Avrupa’da Kalıcı Olmanın Sırrı Ürün Satmak mı, Marka İnşa Etmek mi?
Gülay Yıldırım Kavak | trbusiness.de Pazarlama Müdürü
Avrupa, Türk girişimciler ve şirketler için uzun yıllardır en önemli hedef pazarlardan biri olmaya devam ediyor. Bugün Avrupa’da yaklaşık 7 milyona yakın Türk kökenli vatandaş yaşıyor ve Türk girişimciler tarafından yönetilen 200 binden fazla işletme, bulundukları ülkenin ekonomisine milyarlarca euro katkı sağlıyor. Türk iş dünyasının Avrupa’daki varlığı her geçen yıl güçlenirken, ihracat rakamları da önemli bir başarı hikâyesi ortaya koyuyor. Ancak tüm bu tabloya rağmen hâlâ cevap aradığımız kritik bir soru var: Avrupa pazarında gerçekten kalıcı olabiliyor muyuz?
Türkiye, üretim gücüyle dünyanın önde gelen ülkeleri arasında yer alıyor. Birçok sektörde Avrupa’nın önemli tedarikçileri arasında bulunuyoruz. Avrupa’nın dört bir yanında Türk girişimciler tarafından kurulan restoranlar, marketler, üretim tesisleri ve hizmet işletmeleriyle sıkça karşılaşıyoruz. Ancak bu işletmelerin önemli bir bölümü yerel veya bölgesel ölçekte faaliyet gösteriyor. Asıl soru şu: Kaç Türk markası Avrupa genelinde geniş kitleler tarafından tanınıyor, tercih ediliyor ve kendi kategorisinde güçlü bir marka değeri oluşturabiliyor? İşte tam da bu noktada ürün satmakla marka yaratmak arasındaki fark ortaya çıkıyor.
Bir ürünü satmak ile bir markayı yaşatmak aynı şey değildir. Ürünler pazara girer, satılır ve zamanla yerini başka ürünlere bırakabilir. Ancak güçlü markalar tüketicinin zihninde yer edinir, güven oluşturur ve yıllar boyunca değer üretmeye devam eder. Bu nedenle birçok şirket yüksek ihracat rakamlarına ulaşmasına rağmen küresel ölçekte güçlü bir marka haline gelemiyor.
Türk şirketlerinin Avrupa’daki en büyük eksiklerinden biri, çoğu zaman üretim ve satış başarısını markalaşma başarısıyla karıştırmalarıdır. Oysa Avrupa pazarında rekabet yalnızca fiyatla değil; güven, algı, sürdürülebilirlik ve marka değeriyle şekilleniyor. Oysa Avrupa pazarında rekabet yalnızca fiyatla değil; güven, algı, sürdürülebilirlik ve marka değeriyle şekilleniyor. Bugün tüketicilerin karşısında yüzlerce alternatif bulunuyor. Tercihi belirleyen unsur ise çoğu zaman ürünün kendisinden çok markaya duyulan güven oluyor.
Bugün dünyanın en değerli markalarına baktığımızda, başarılarının arkasında sadece kaliteli ürünler değil, uzun yıllara yayılan stratejik marka yatırımları görüyoruz. Marka olmak; reklam vermekten, logo tasarlamaktan veya sosyal medyada görünür olmaktan çok daha fazlasını ifade ediyor. Marka olmak, müşterinin aklına ilk gelen isimlerden biri olabilmektir.
Türk şirketleri için Avrupa’da büyümenin yolu yalnızca daha fazla ürün satmaktan geçmiyor. Asıl mesele, tüketicinin zihninde kalıcı bir yer edinmek ve güvenilir bir marka kimliği oluşturabilmek. Çünkü kısa vadede ürünler gelir getirir, ancak uzun vadede markalar değer yaratır.
Avrupa pazarında kalıcı başarı elde etmek isteyen şirketler için fark yaratacak unsur, üretim kabiliyetini güçlü bir marka stratejisiyle destekleyebilmektir.
Peki bir marka Avrupa’da nasıl görünür hale gelir?
Yeni müşterilere, distribütörlere ve iş ortaklarına ulaşmanın en etkili yollarından biri hâlâ uluslararası fuarlar…
Bir sonraki yazımda Avrupa’daki fuarların Türk şirketlerine sunduğu fırsatları ele alacağım.





