Köşe Yazarları
Yapay Zekâ Markanızı Öneriyor mu? Yeni Pazarlama Savaşı GEO’da Başlıyor
Ceren Saltoğlu | Brand & Marketing Manager
Bir süredir pazarlama toplantılarında duyduğum bazı cümlelerin değiştiğini fark ediyorum.
Eskiden konu dönüp dolaşıp Google’a gelirdi.
“Kaçıncı sıradayız?”
“Hangi kelimede yükseldik?”
“Rakibin önüne geçebildik mi?”
Şimdi ise aynı masalarda başka bir soru duyuluyor:
“ChatGPT bizi öneriyor mu?”
Bence bu basit bir soru değil. Pazarlamanın geçirdiği büyük değişimin en net işaretlerinden biri.
Çünkü tüketicinin bilgi arama biçimi değişiyor. Eskiden bir ürünü ya da hizmeti araştırmak için Google’a birkaç kelime yazıp karşısına çıkan sayfaları tek tek incelerdi. Şimdi ise doğrudan soruyor.
“Bana iyi bir otel öner.”
“Bu iki telefonu karşılaştır.”
“İstanbul’da güvenilir bir klinik bul.”
“Yeni bir marka kuruyorum, hangi ajanslarla çalışabilirim?”
Ve karşısında onlarca link yerine, kendisi için hazırlanmış bir cevap görüyor.
İşte markalar açısından asıl mesele burada başlıyor.
Google’da görünür olmak hâlâ önemli. Ama artık tek başına yeterli değil.
Arama davranışı değişiyorsa pazarlama da değişmek zorunda
BUNLARI OKUDUNUZ MU?
Dijital Medya Artık Bir İletişim Kanalı Değil, Bir Ekosistem
Küresel Marka Olmanın Görünmeyen Kuralı: Kültürel Zekâ
Pazarlama dünyasında aslında yıllardır aynı şeyi yapıyoruz.
Tüketicinin olduğu yere gidiyoruz.
Televizyon izliyorsa televizyona reklam veriyoruz.
Sosyal medyadaysa sosyal medyada içerik üretiyoruz.
Google’da arıyorsa SEO yapıyoruz.
Şimdi tüketici sorularını yapay zekâya yöneltmeye başladıysa, markaların da orada görünür olmayı öğrenmesi gerekiyor.
Bu noktada son dönemde daha sık konuştuğumuz bir kavram var: GEO – Generative Engine Optimization.
Kulağa teknik bir pazarlama terimi gibi geliyor ama arkasındaki fikir oldukça basit.
Eskiden Google’ın bizi bulmasını sağlamaya çalışıyorduk.
Şimdi yapay zekânın bizi cevabın içine dahil etmesini sağlamaya çalışıyoruz.
Aradaki fark küçük gibi görünse de marka açısından oldukça büyük.
Çünkü Google size seçenekleri gösteriyor.
Yapay zekâ ise çoğu zaman o seçenekler arasından bir değerlendirme yapıp size bir öneri sunuyor.
Bu da tüketicinin karar verme sürecinde markaya çok daha güçlü bir pozisyon kazandırabiliyor.
Peki yapay zekâ bir markayı neden önerir?
Burada bence markaların dikkat etmesi gereken en önemli nokta şu:
Yapay zekâya “Bizi öner” demekle olmuyor.
Hatta sadece markanın kendi internet sitesinde kendisi hakkında ne söylediği de yeterli değil.
Bugün bir marka hakkında internette ne kadar tutarlı, güvenilir ve anlamlı bilgi varsa, markanın dijital dünyadaki karşılığı da o kadar güçlü hale geliyor.
Haberlerde nasıl yer alıyoruz?
Sektör bizi nasıl tanımlıyor?
Uzmanlar bizim hakkımızda ne söylüyor?
Müşteriler ne düşünüyor?
Hangi konularda gerçekten uzmanız?
Kendi alanımızda bilgi üretiyor muyuz?
Bütün bunlar aslında markanın dijital itibarını oluşturuyor.
Ve burada çok önemli bir değişim var.
Marka artık sadece kendi anlattığı hikâye değil.
Başkalarının marka hakkında anlattıkları da markanın bir parçası.
Bu yüzden önümüzdeki dönemde PR, içerik, SEO ve marka yönetiminin birbirinden bağımsız düşünülmesi giderek zorlaşacak.
“İçerik üretelim” demek artık yetmiyor
Dijital pazarlamada uzun zamandır içerik üretiyoruz.
Blog yazıları, Instagram gönderileri, videolar, podcast’ler, LinkedIn paylaşımları…
Fakat bence artık kendimize başka bir soru sormamız gerekiyor:
Gerçekten bir şey söylüyor muyuz, yoksa sadece içerik üretmiş olmak için mi üretiyoruz?
Çünkü yapay zekâ çağında içerik bolluğu daha da artacak.
Herkes içerik üretecek.
Herkes video çekecek.
Herkes blog yazacak.
Hatta herkes yapay zekâyla içerik üretmeye başlayacak.
Dolayısıyla fark yaratacak şey içerik sayısı olmayacak.
Bilginin kalitesi olacak.
Markanın kendi alanında gerçekten bir şey söylemesi, bir görüş ortaya koyması, veri paylaşması, araştırma yapması, tüketicinin sorularına cevap vermesi çok daha değerli hale gelecek.
Bir marka “sektörün lideriyiz” diyebilir.
Ama sektör gerçekten o markayı lider olarak görüyor mu?
Asıl mesele bu.
Burada PR’ın da oyunu değişiyor
Ben bu dönüşümün yalnızca SEO ekiplerini ilgilendirdiğini düşünmüyorum.
Tam tersine, PR açısından da çok önemli bir dönem başlıyor.
Bir markanın haber olması, bir yöneticisinin sektörel bir konuda görüş vermesi, bir araştırmada yer alması, bir uzmanının konuşulması veya bağımsız bir yayında doğru bir bağlamda anılması artık çok daha değerli.
Çünkü bunların hepsi markanın dijital hafızasını oluşturuyor.
Eskiden PR’ın başarısını haber sayısı, erişim veya görünürlük üzerinden ölçerdik.
Şimdi bunlara bir soru daha eklememiz gerekiyor:
Bu görünürlük markanın dijital otoritesini güçlendiriyor mu?
Bence önümüzdeki yıllarda iyi PR ile iyi GEO stratejisinin birbirinden ayrılması mümkün olmayacak.
Markaların kendine sorması gereken yeni sorular
Pazarlama yöneticilerinin artık yalnızca Google Analytics veya SEO raporlarına bakması yeterli değil.
Kendi markaları için yapay zekâya farklı sorular sormaları gerekiyor.
“Bizim sektörümüzde en iyi markalar hangileri?”
“Bizim markamız hangi özellikleriyle biliniyor?”
“Rakiplerimizle karşılaştırıldığımızda nasıl konumlanıyoruz?”
“Bizi önerirken hangi kaynaklara dayanılıyor?”
“Markamız hakkında internette yanlış veya eksik bilgi var mı?”
Bunlar çok değerli sorular.
Çünkü bazen şirketin kendisiyle dışarıdan görünen şirket arasında ciddi bir fark olabiliyor.
Biz kendimizi başka türlü tanımlıyoruz.
Tüketici başka türlü görüyor.
Ve yapay zekâ bu iki dünyanın arasında bir yerde duruyor.
Asıl yarış görünürlük değil, güven olacak
Bence yapay zekâ döneminin en önemli kelimesi “görünürlük” değil.
Güven.
Çünkü önümüzdeki dönemde herkes yapay zekâya ulaşabilecek. Her marka içerik üretebilecek. Herkes dijitalde görünür olmaya çalışacak.
Ama her marka güvenilir bir kaynak haline gelemeyecek.
Bu nedenle markaların bugün attığı her adımın yalnızca bugünkü satışa değil, gelecekteki dijital itibarına da katkı sağlayıp sağlamadığına bakması gerekiyor.
Bir markanın yıllar içinde oluşturduğu güven, belki de önümüzdeki dönemde en değerli dijital varlıklarından biri olacak.
Google bitmedi. Ama oyun büyüdü.
Burada SEO’nun önemini kaybettiğini söylemek doğru olmaz.
Google hâlâ çok güçlü.
Arama motorları hâlâ hayatımızın önemli bir parçası.
Ancak artık tek bir arama davranışından söz etmiyoruz.
Tüketici Google’da arıyor, Instagram’da keşfediyor, YouTube’da araştırıyor, TikTok’ta fikir alıyor, Reddit’te deneyimleri okuyor ve yapay zekâya danışıyor.
Dijital dünya artık tek bir kanal değil.
Birbirine bağlı dev bir karar verme ekosistemi.
Bu nedenle markaların da tek bir kanala göre değil, bu ekosistemin tamamına göre düşünmesi gerekiyor.
Pazarlama tarihinde her teknolojik dönüşüm, markalara aynı soruyu farklı biçimlerde sordu:
“Tüketici nerede?”
Bir dönem televizyondaydı.
Sonra Google’a geçti.
Ardından sosyal medyaya yayıldı.
Şimdi ise tüketicinin sorularının içine giriyoruz.
Belki de önümüzdeki dönemin en önemli marka yatırımı daha fazla reklam vermek değil; insanların ve yapay zekânın güveneceği bir marka hafızası oluşturmak olacak.
Çünkü artık markalar yalnızca tüketicinin karşısına çıkmak için yarışmıyor.
Tüketici bir soru sorduğunda, o sorunun cevabında yer almak için yarışıyor.
Ve bence yeni pazarlama savaşının en sessiz ama en önemli cephesi tam olarak burası.




